BİTKİ ÖRTÜSÜNÜN VE TOPRAĞIN KORUNMASI

 

 

 

 

BİTKİ ÖRTÜSÜNÜN KORUNMASI

 

 

                                              

         Memleketimiz sahip olduğu çok farklı iklim şartlarına bağlı olarak bitki çeşitleri bakımından oldukça zengindir. Bazı nadir ve yurdumuza has türler, ihraç maksadı ile tahribe uğratılıp yok edilmektedir. Bu bitkilerin tahripkar bir şekilde tabiattan toplanması yerine, yetiştirilmesi yoluna gidilmesi teşvik edilmelidir. Bitki örtüsünün ve hayat ortamlarının korunması yönünde yok olma durumundaki endemik türler tespit edilmelidir.

         Bitki örtüsünün bulunmadığı yüzeyde toprak yağış suyunu tutamaz, su yüzey akışı ile hızla gider. Su kaynaklarına düzenli, yavaş ve sürekli su gitmez.

         Bitki örtüsünün tahrip edilmesi sonucu taşkın, su baskını ve toprak kayması olayları felaketli şekilde ortaya çıkar.

 

         EROZYON

 

         Memleketimizin hemen tüm bölgelerinde toprak, erozyon tehdidi altındadır. Ormanların tarla açma, aşırı otlatma, aşırı kesim ve yangın ile tahrip edilmesi bu olguyu artırmaktadır. Ormana uygun fakat tarıma uygun olmayan meyilli arazilerde bu çeşitli etkilerle ortaya çıkan ormansızlaşma ve bozuk vasfa dönüşme sonucu, bu alanların seçim zamanlarında hukuken ormanlıktan çıkarılması erozyonun artmasında rol oynamaktadır. En verimsiz ormanın ve hatta bitki örtüsünün bile toprak koruması ve su düzeni bakımından değerli olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

         Türkiye yüzölçümünün %91’ini teşkil eden 69.8 milyon hektar alanın %7.3’ünde hafif, %20.3’ünde orta, %37’sinde şiddetli ve %22.6’sında çok şiddetli toprak erozyonu hüküm sürmektedir. Toprağın taşınması ile organik besinler ve mineral maddeler de gitmekte, böylelikle toprak gübresiz kalmaktadır, bu durumun ekonomik zararı tartışılamaz şekilde açıktır. Taşınan toprak örtüsünün, yani içinde mikroorganizmaların faaliyet gösterdiği canlı toprağın, yeniden oluşması imkansız gibidir, oluşsa bile uzun yıllar geçmesi gerekir.

         Erozyon yüzünden tarım alanları verimsizleştiğinden buraların terk edilip şehirlere göç edilmesi, memlekette önemli sosyal ve ekonomik zorluklar ortaya çıkarmaktadır.

         Erozyondan dolayı barajların su tutma gücü yaklaşık 40-50 yılda bitmektedir. Türkiye’de bir barajın ortalama kullanım müddeti 100 yıl kadardır ve çok kısadır, yani bu bir ekonomik ömür değildir.

         Erozyonun sonucu çölleşmedir ve memleketimiz de bu olaya maruz durumdadır.

 

TABİİ ANIT AĞAÇLAR

 

Bitkiler arasında bilhassa ağaçlar kuvvetli gelişme, biçim, büyüklük, renk vs gibi özellikleri ve bilhassa çok uzun ömürlü olmaları ile dikkat çekmektedir. Çok yaşlı ağaçlar aranıp bulunmalı ve “anıt ağaç” olarak tescil edilmelidir. Böylece bilim araştırmaları için kaynak ve materyal sağlanmış olduğu gibi, tabiat harikalarını sergilemek imkanı ortaya çıkar. Tabiatı sevmenin ve çevreyi korumanın gereği budur.

Yaşı, boyu, çapı, garip gövde ve tepe biçimi, tarihi olaylardaki yeri bakımından önemli yerli ağaçlarımızdan çınar, meşe, ceviz başta gelir. Ayrıca karaağaç, ıhlamur, ardıç, sedir, selvi, porsuk, zeytin ve çitlembikten bahsedilebilir.

Birbiri üzerinde yerleşip yaşayan ve ayrıca nesli tükenmek üzere olan andız, sığla, bazı meşeler ve şimşir gibi ağaçlar da tespit edilip koruma altına alınmalıdır.

 

ORMANCILIK SEKTÖRÜ

 

Ormancılığın görevi halkın ve milli ekonominin orman ürünlerine ve orman hizmetlerine ihtiyaçlarını karşılamaktır. Orman ürünleri arasında sanayi hammaddesi odun ve ısınma-pişirme-yakacak odunundan başka bitki ve hayvan kökenli ürünler ve ayrıca mineral ürünler yer almaktadır. Orman hizmetleri de toprağı erozyondan koruma, tarım topraklarının verimsizleşmesini önleme, akarsularının akışını düzenleme, kaliteli su temin etme, iklimi, düzenleme, ruh ve beden sağlığına olumlu etki sağlama, iş alanı ve geçim kaynağı olma, eğlenme ve dinlenme yeri olma ve turizme katkıda bulunmadır.

Ormanın bu faydaları ile ormancılık toplumun refah ve sağlığına hizmet etmekte, milli ekonominin tüm alanları ile bağlantılı ve ilişkili bulunmaktadır. Ormancılığın etkileşimde bulunduğu sektörler tarım, hayvancılık, çevre koruma, sanayi, ticaret, ulaşım ve turizmdir.

Son yıllarda yoğun şehirleşme, artan sanayileşme ve ileri teknoloji dolayısı ile kendini gösteren çevre meseleleri ormanlarla da karşılıklı etkileşmektedir. Ormanlar bir ölçüde hava kirliliğini azaltmak, toz ve zehirleri süzmek, yer aldığı ortamın iklimini iyi yönde etkilemek, toprağı gübrelemek ve ıslah etmek, su akışını düzenlemek ve erozyonu önlemek şeklinde çevrenin korunmasına katkı sağlamakta, ayrıca büyük ve küçük pek çok sayıda canlıya yaşama mekanı olmaktadır. Ormanın bu işlevlerini yürütebilmesi ve tabii dengenin sağlanması için sağlıklı yapısının bozulmaması gerekmektedir. Halbuki ormanlar katı, sıvı ve gaz halindeki atıklar yüzünden çevre kirliliğine, tabii çevresinin tahribine ve belki asit yağmuruna maruz kalarak ölmekte, toprağının vasfı bozulmaktadır.

Kırlık alanlardaki kalkınma faaliyetlerinin yetersizliğinden, tabiatın elverişsizliğinden ve ekonomik zorluklardan dolayı orman içi ve civarı köylerde mevcut olan 10 milyon kadar nüfus geçim sıkıntısı içindedir, bu insanlar ormana suç oluşturan eylemler ortaya koymakta, neticede orman tahrip görmektedir. Ormandan elde edilen odun ham maddesi, çeşitli orman kuruluşlarının ihtiyacına tam cevap veremediğinden, odun üretimi ve tüketiminde dengesizlik vardır.

 

 Orman Varlığımız

 

Ormanlar en verimsiz ve eğimi fazla arazilerde yetişir. Ekonomik, stratejik ve çevre faydaları sağlar, Ormanlarımızda hektardaki servet ve artım göz önüne alınırsa kişi başına 0.2 hektar verimli orman alanı düşmektedir, bunun dünya ortalaması 0.7’dir, hektardaki yıllık artım 1.370 metreküp olarak ve hektardaki dikili servet 46 metreküp olarak dünya ortalamasından oldukça düşüktür

.

Ormanın Hava Kirliliğini Önleyici Etkisi

 

Çevrenin tahribi ve kirletilmesi çeşitli şekillerde olmaktadır. Sanayileşmenin gelişmesi ve yaygınlaşması, hayat standartlarının yükselmesi ve refahın artması çevre kirliliği yaratmaktadır.

Çevre kirlenmesinin bir yönü hava kirliliğidir. Hava kirliliğine atmosferdeki katı küçük parçacıklar, zehirli gazlar ve radyoaktif artıklar sebep olmaktadır. Ormanın ve bitki topluluklarının hava kirliliğini azaltma etkisi karbondioksiti bağlama, oksijen verme, katı kirleticileri tutma, zehirli gazların etkisini azaltma ve iklim aşırılıklarını yumuşatma şeklinde ortaya çıkmaktadır.

 

 Orman Yangınları

 

Orman yangınları sebebi ile büyük sahalar kül edilip kalite bozulmasına uğratılmakta, büyük miktarlarda kullanılacak ve yakacak odun hiçbir fayda sağlamadan heder olmaktadır. Öte yandan insan emeği ile yaklaşık 15 yılda yapılan ağaçlandırma alanı bir yılda yanıp yok olabilmektedir.

Orman, yangın tahribine uğraması halinde zamanla işlevlerini kaybeder. Orman toprağını örten humus tabakası kaybolacağından gözenekli yapı bozulur, yağış toprağa gerekli hızla sızamaz ve yüzeylerden akış meydana gelir, bu da sel ve su baskınlarına sebep olur.

Yanmış orman toprağı yüzeyinde bulunan kül tabakasında tohum çimlenmesi zordur. Ayrıca yağış ile kayganlaşan kül tabakası humusun yapıştırıcı özelliğinden yoksun olduğundan toprak eğimli yerlerde dere ve nehirlere taşınır.

 

 Ağaçlandırma

 

Cumhuriyet döneminde 1985 yılı sonu itibarı ile, toplam 925 bin hektar ağaçlandırma yapılmış, bu dönemde fidan üretimi 472 milyona ulaşmıştır. Memleketimizdeki büyük çıplak arazilerin bulunması gerçeği karşısında tabii ki bu rakamlar değersiz kalmaktadır.

Tabii kaynaklardan olan ve yenilenebilir özellikteki ormanın çeşitli işlev ve faydaları vardır. Bir kere, odun ham maddesi ve bundan başka çok çeşitli hatta çok kıymetli bazı ürünlerin kaynağıdır. Toprağın korunması, akarsu rejiminin düzenlenmesi, iklimin yumuşatılıp düzenlenmesi, rekreasyon ve estetik fayda sağlamak, sağlığa faydalı olmak gibi işlevleri de vardır. Vatandaşa iş imkanı verme ve yurt savunmasında rol oynama hususunda ormanların değeri vardır.

Çeyrek yüzyıl içinde meydana gelen nüfus artışı besin, yakıt ve odun ham maddesine ihtiyacı ve dolayısıyla talebi çoğaltmıştır. Böylelikle orman serveti ve orman toprağı üzerine olumsuz etkiler ve baskılar ortaya çıkmıştır. Orman tahripleri yani ormansızlaşma ile, tabiatta kendi kendine pek çok yavaş ilerleyen toprak aşınması (erozyon) denilen verimli ve canlı üst toprak kaybı, memleket tarımını olumsuz etkileyen ve çevreyi tahrip eden bir hal almıştır. Gelişen ekonomi ve sosyal şartlar, refahın yükselmesi, ormansızlaşma ve sanayileşmenin ortaya çıkardığı çevre tahribi, insanları, ormanların her çeşit faydasına yani orman ürünlerine ve hizmetlerine daha da muhtaç hale getirmiş ve talebi artırmıştır.

Buna karşılık memleketimiz ormanları kalite ve kantite bakımından taleplere cevap verecek durumda değildir. Çünkü memleketimiz, coğrafi konumu itibarı ile yeryüzünde ormanların bitip çöllerin başladığı yarı kurak bir iklim kuşağında yer alarak zaten hassas bir dengede bulunmaktayken, ormanların eski tarihlerden beri süregelen savaşlara, uzun zamanlardan beri yangınlara, yürütülen usulsüz kesim, tarla-yerleşim alanı açma ve hayvan otlatma faaliyetlerine maruz kalmış olması sonucu tahrip edilmesi, niteliksizleşmiş, verimsizleşmiş olması ve ıslaha muhtaç durumda bulunması, orman ürünleri ve hizmetlerinin beklenen ölçüde karşılanabilmesini zorlaştırmıştır. Ayrıca orman tahribi sonucu erozyon, su baskını ve heyelan gibi olaylar artmıştır. Bu bakımdan orman varlığının, ağaçlandırma ile nitelik ve nicelik bakımından düzeltilmesi ve artırılması gerekmektedir. Ağaçlandırmanın ilk şartı da, ağaçlandırılacak alanlarda mülkiyet artırılması gerekmektedir. Ayrıca ağaçlandırma alanlarına her türlü tehdidin ortadan kaldırılması ve yöre halkının müdahalesine karşı sosyal, hukuki ve ekonomik tedbirlerin alınması gereklidir.

 

Ormancılık ve Kırsal Kalkınma

 

Ormanın korunması her şeyden önce içi ve bitişiğinde yaşayan ve ormancılık faaliyetleri ile doğrudan bağlantılı orman köylüsünün sosyal ve ekonomik olarak kalkındırılması ile mümkündür. Arazi yapısının ve iklim şartlarının elverişsizliği sebebi ile, orman köylerinde tarım yapılabilen alanlar çok sınırlıdır. Genelde kuru tarım yapılmakta, sulu tarım bunun %10’u kadar olabilmektedir. Yetiştirilen ürünlerin %90 kadarı tahıldır, bundan başka tütün, pamuk ve pancar üretilip, birim alandan alınan hasıla en düşük seviyededir.

Orman içi ve kenarı mera alanları 1.5 milyon hektar olup, bu alanlarda 5.6 milyon sığır ve manda, 10.7 milyon koyun, 11.8 milyon kıl keçisi ve 1.6 milyon at ve benzeri hayvan otlamaktadır. Buna karşılık bu yörelerde hayvancılığın önemli bir geçim kaynağı olduğu, orman içi ve bitişiğindeki otlakların ağır otlatma baskısı altında bulunduğu, ahır hayvancılığı gibi bir alışkanlığın mevcut olmadığı, yem bitkileri üretimi ve otlak planı bulunmadığı gerçeği ortadadır. Böylelikle bozuk vasıflı otlatma alanlarında vasıfsız tür ve ırklı hayvanlardan dolayı çok düşük verim alınmaktadır.

Orman civarı köylülerin ormandaki çeşitli işlerde işlendirme imkanları ve bunlara kalkınma fonu uygulanması, zorluklarının ortadan kaldırılmasına yetmemektedir. Orman ürünlerinin üretim açığı çok kısa zamanda daha etkili olarak ortaya çıkacağından orman varlığımızı artıracak, mevcudu ıslah ve ihya edecek tedbirlerin alınması zaruridir. Yerel yönetimlerin ağaçlandırma faaliyetlerine katılmaları kanun ile özendirilmesi; orman köylülerine tarım sübvansiyonlarının farklı uygulanması; yakıt tasarrufu sağlamak üzere rüzgar ve güneş enerjisi gibi kaynakların ikame edilmesi; toprağın verimliliğin artırılması ile araziye talebin düşürülmesi; kavakçılığın teşvik edilmesi; ormanda tabii olarak yetişen, ekonomi ve tıp açısından değerli bitkilerin kültürünün yapılmasının köylülere öğretilmesi ve bunun organize edilmesi sayılabilir. Sosyal ormancılık uygulaması olarak ağaçlandırma alanları kenarlarına ceviz, dut, zeytin antep fıstığı, fıstık çamı, badem, zeytin, korunga ve mantar yetiştirme; odun ihtiyacını karşılamak üzere hızlı gelişen ağaç türleri ve azot bağlayarak toprağı ıslah eden kızılağaç, demir ağacı ve gladiçya gibi türlerin yetiştirilmesi; yapay göllerde balık ve su ürünleri yetiştirilmesinin planlanması ve uygulanması yürütülebilir.

 

TOPRAK KORUMA

 

Zamanımızdaki huzursuzluklar genelde toprak elde etme çabasından çıkmaktadır. Toprak elde etmede ya konut yeri ya da verimli tarım toprağı kazanma yarışı şeklinde gerçekleşmektedir. Artan nüfus gerek yurt içinde gerekse yurt dışında besin maddelerinin değerini artırmaktadır.

Memleketimizde insanların %10 kadarı bitki kökenli proteinden, %22 hayvan kökenli proteinden yoksundur. %14 kadar insanımız sağlık içinde hayat sürebilmek için gerekli bulunan kaloriyi elde edememektedir. Nüfusumuzun yakın gelecekte 75 milyon olacağı düşünülürse, kısa bir zaman döneminde tarım üretimi artırılamadığı takdirde gıda açığı başlayacaktır.

Kalkınmak, zenginleşmek ve refaha ulaşmak, memleket insanını beslemek için tarım üretiminin artırılması ve halen mevcut olan tarım arazilerinin korunması ve genişletilmesi gerekmektedir. Buna karşılık, halen memleketimizin 17.3 milyon hektarlık arazisinde tarım yapılabilmekte, 15 milyon hektarda orta şiddette, 45 milyon hektarda şiddetli, yani memleketimizin dörtte üçünde erozyon hüküm sürmektedir. Meraların, bitki örtüsünün ve toprağın tahrip edilmesi, hayvancılığa darbe vurmakta, böylece köylünün işlendirilme imkanları azalmakta ve geliri kaybolmaktadır.

Türkiye’de yaklaşık 25 milyon hektar kadar alanın kesinlikle ormancılığa tahsis edilmesi gerekmektedir. Bugün ormancılık sektörünün yönetiminde bulunan alan ise 20 milyon hektar kadardır ve bunun 13 milyon hektar kadarı verimsiz ve bozuk orman vasfında olduğundan kesinlikle ve en kısa zamanda iyileştirilmek zorundadır. Orman Bakanlığı toplam 17 milyon hektar arazi üzerinde ormanlaştırma yapmak durumunda olup, günümüzde yılda en fazla 100 bin hektar ağaçlandırma yapabilen bir devlet kurumunun yetersizliği ve çaresizliği ortadadır. İlgili Bakanlığa maddi kaynak sağlanarak, envanterlerin yaptırılması ve ağaçlandırmaların çok hızla artırılması mecburidir.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !